Son Yorumlar

    MEDYADAN

    > kitaponerisi.com: “[Logosoloji’nin] gizli kahramanı girdaplar.”

    “Sanıyorum amacıma ulaştım. O günden beri konuşamıyorum. Düşürdüğüm bardak bile kırılırken ses çıkarmıyor.” Gandi haftada bir gün sessizlik orucuna girermiş. Sanırım Platon (ya da eski deyişle Eflatun) da bir saat sessizlik orucu tutarmış günde veya haftada, bilemiyorum. Yukarıdaki cümleyi söyleyen öykü kahramanı da başka bir sessizlik içine giriyor. Düzenli gürültü diyebileceğimiz müzik girdabına boğazına dek girmiş biri....

    > Logosoloji ve Mazgalların Altında’yı hâlâ okumadıysanız, okumak için iyi bir başlangıç: Ferhat Özkan – Ozan Çınar söyleşisi.

        Ferhat Özkan: Azrail ile Üç Dakika öykün şöyle başlıyor: “- Öncelikle konuşma talebimi kabul ettiğiniz için teşekkür etmek isterim. Değerli vaktinizi boşa harcamak istemiyorum. Kabul ederseniz hemen sorulara geçelim. – Tabii, başlayalım.” Biz de konuşmaya buradan başlayabiliriz belki. Bir söyleşi diyaloglarından oluşan bu öykündeki ikinci soruysa şöyle: “Ölmeden önce son sözleri ne oluyor?”...

    > Ozan Ezgi Berberoğlu: “Ahmet İnce ilk romanı Yücelme’yle topluma dair güncel gerçekleri sorgularken yer yer gerilimin yükseldiği psikolojik bir yolculuğa davet ediyor okurları.”

    İnsanları bir araya getiren ve öyle kalmalarını sağlayan yüzlerce itki vardır. Bazen sevgi, bazense karşılıklı çıkar beklentisi bu buluşmanın temelinde yatar. Kadri Maraz ile Veli Ventura’yı (VV) bir arada tutan şey ise bambaşka: Cehaletin ve lümpenliğin saygın rezaletine, basit kirli kültürüne karşı, sıradışılığın lanetlenmişliğiyle bastırılan intikam alma içgüdüsü. İşte bu içgüdü bitmek bilmez bir biçimde...

    > Hülya Soyşekerci: “Yücelme, vicdan kapılarını açan bir roman: Kayıp bir gencin toplumda fark edilme ve var olduğunu kanıtlama çabası ve bu çabanın iç sızlatan beyhudeliği…”

    Bazı romanlar vardır, sayfalarındaki dünyada yazarla kahraman özdeşleşir; anlatılanlar, hayatın ortasından, yaşanmışlıklardan beslenerek yeni bir gerçeklikte buluşur; okudukça hayatla edebiyatın birlikteliğinden doğan estetik hazlar ruhumuzun en derin noktalarına ulaşır. Yücelme, tam anlamıyla böyle bir roman. Yazarın ilk romanı olmasının yanı sıra, kalpten yazılmış; sahiciliği, içtenliği her satırında hissedilen özgün ve sıra dışı bir yapıt. Yücelme’nin...

    > Ferhat Özkan: “Algılarımızı zenginleştirecek, belki bozacak şeyler yazmak istiyordum.”

    Söyleşi: Ferhat Özkan – Neslihan Elagöz   “Minik bir sorunun mükemmele tamamlanması için bulunulan ilk teşebbüsün ardından, her bir karakterin yuvarlandığı bir uçurum barındıran öyküler: Çarpmak üzere, masal denemeyecek kadar makul ama gerçek olamayacak kadar hayalî, kâbus olmaya yakın kayalar barındıran uçurumlar. O hiç uyamadığınız günlük ve haftalık programlarınıza uyunca nasıl olacağını görmek için, o...

    > Ozan Çınar: “Okuyucunun sürekli beklediği şeylerle karşılaşması benim için utanç verici bir durum olur.”

    Söyleşi: Ozan Çınar – Murat Hocaoğlu   Mazgalların Altında Ozan Çınar’ın ilk kitabı. Raskol’un Baltası kitap dizisinin yayınladığı iddialı ‘ilk kitap’lardan biri… Yayınevinin ifadeleriyle; “Mazgalların Altında, Ozan Çınar’ın yazarlık serüvenini daha en baştan izlenmeye değer kılan bir öykü kitabı. Aynı zamanda müzisyen olan Ozan Çınar, alıştıkça insanı saran yalın diliyle, süsten uzak kısa cümleleriyle, kaderi ve...

    > Ahmet İnce: “Yücelme, amaçsız ve inançsız, boş bir toplumda idealist bir insanın, yaşamın adiliğine isyan etmek için kendi bedenini feda etmesini konu alan bir roman.”

    Söyleşi: Ahmet İnce – Murat Hocaoğlu   ‘Anlatının Günceli, Güncelin Anlatısı’ notuyla kitaplar yayınlayan Raskol’un Baltası yayın dizisi, birçok yeni yazarla tanıştırdı okurları. Ahmet İnce’nin ‘Yücelme’ adlı kitabı da bu diziden çıkan bir ilk roman. Kitabı önce, dizinin editörlerinin ifadeleriyle tanıyalım: “Hayat herkese cömert davranmaz. Cömert davranmadığı zaman da insan, hayatın hayhuyundan ve maddi dertlerinden uzaklaşıp...

    Burak Fidan: “Bir hortlamışlar, hortlaklar topluluğuyuz. Edebiyatın daha fazla cesede ihtiyacı var.”

    Söyleşi: Burak Fidan – Rutin Fanzin   Manifestonuzla başlayalım. Bir insan neden yaratıcı yazarlık kurslarına gider? Yaratamadığı için gider herhalde. Ortam güzel. Eskiden edebiyat seven kızlar çirkin, şişko, sivilceli olur derlerdi. Şimdi öyle mi? Al kızları vitrine koy. Atölyelerde yaratıcı kızlar ve erkekler olarak gayet yaratıcı biçimler, diller ve pozisyonlar bulacağız. Bunları vitrinlere taşıyacağız. Vitrinler...

    Ozan Can Özübal: “Bana göre suç 2012’de başkalaşan insani duygulardan hâlâ aynı kelimelerle bahsetmek.”

    Söyleşi: Ozan Can Özübal – Emrah Altınok         Yarattığı karakterlerden birisi olan Oğuz gibi “iki yol gördüğü zaman bunlardan hangisi iyi yol diye sormayacak bir kafa yapısına sahip” olan genç yazar Ozan Can Özübal ile cesaret dolu ilk romanı itlaf hakkında konuştuk. – Emrah Altınok     İlk romanını yayımlayan bir yazara hemen...

    Demir Özlü: “Orhan Duru’nun ölümünden üç yıl sonra yayınlanan anlatısı bir başyapıt.”

    Sevgili Orhan Duru’nun ölümünden üç yıl sonra yayınlanan anlatısı (récit)’nin bir başyapıt olduğunu söyleyeceğim. Onun üzerine birkaç satır yazmanın benim için ne kadar zor olduğunu edebiyat çevresinin değerlendirebileceğini, ama bu arada değerlendiremeyenlerin de çıkacağını bilmiyor değilim. Gene de bu zorluğu sırtlanmak durumundayım; geçmiş, uzun zaman sürmüş edebiyat çalışmalarımız, hissettiğimiz edebiyat anlayışları adına. Çünkü konumlar ne...

    Burak Fidan: “Az Roman’ı hastalıkla sağlığın, ölümle yaşamın çatışmasından doğan çelişkilerin romanı olarak görebiliriz.”

    Söyleşi: Burak Fidan – Ahmet Güntan   Orhan Duru kendi için “Güncel Gerçekçiyim” diyor. Az Roman da bu tanımlamanın içine girer mi? 1970’lerin başında söylemişti Güncel Gerçekçi’yim diye. Bu tarihe kadar, toplumcu gerçekçi, eleştirel gerçekçi, fantastik gerçekçi öyküler yazdığını söylemişti eleştirmenler. Az Roman’ın önsözünde “Neden Az Roman?” diye soruyor Orhan Duru. “Belki de güncel yaşamımızda...

    Oylum Yılmaz: “[İtlaf] Türk edebiyatında keşif yapmak, geleceğe kalacak yazarlardan fal tutmak isteyenlere duyurulur.”

      Delikleri tıkamak için yalanları kullanınız “Gecenin karanlığında yanarak koşan bir köpek görseniz ne yapardınız? Ben iPhone’umla fotoğrafını çekerdim.” demiş, yalan söylemiş. Yoksa İtlaf’ı niye yazsın? Yanan bir köpeğin kendisine niye dönüşsün durduk yere? Yanan köpek ne demek, bir fotoğraf belki şimdi gözünüzün önünde kanlı canlı acıyla ve merhametle çakıp duran. Ya da edebiyatın içine yanmadan...